2009
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
Sıra dışı bir ilahe: Maria Callas
Annesi için daima çirkin ve şişko bir veletti. O ise ince kalmak için tenya yutuyordu. Puccini’den ve onun operalarından nefret ediyordu ama kariyerinde çok önemli bir yere sahipti. Onassis’i çok sevdi ama ihanet sarmalında savruldu. Dev bir yetenekti. Duygusal, gururlu ve kırılgan soprano Maria Callas. Bu sıra dışı ilahenin öyküsünü İtalyan yazar Alfonso Signorini yazdı.
“Çok duyarlı, çok gururlu ama fazla kırılgan
biriyim” diyor efsane soprano Maria Callas, 12 Haziran 1963’te Onassis’in
ünlü yatı Christina’da yazdığı ve hiç yayımlanmamış bir mektubunda. La Divina
(İlahe) olarak adlandırılan Callas’ın büyük başarılar, iniş çıkışlar,
kıskançlıklar ve skandallarla dolu hayatının ve Yunanlı armatör Aristotelis
Onassis’le yaşadığı yasak ve fırtınalı aşkın hikâyesini anlatıyor şu günlerde
raflardaki yerini alan “Çok Gururlu, Çok Kırılgan” (Turkuvaz Kitaplığı) adlı
kitap. Uğruna çok hırpalanacağı güç ve iktidar peşindeki Onassis ile yaşadığı
büyük aşk ve ihanet sarmalında savrulan dev bir yeteneğin ve heba olan âşık bir
yüreğin sıra dışı öyküsü anlatılan. İtalyan yazar Alfonso Signorini’nin
imzasını taşıyor.
Çirkin, şişko velet!
20. yüzyılın ve çağının bir numaralı opera sanatçısıydı Maria Callas... Asıl
adıyla Anna Maria Cecilia Sofia Kalogeropoulo… 2 Aralık 1923’te New York’ta
dünyaya geldi. Anne ve babası Yunanistan’dan ABD’ye gelen göçmenlerdendi.
Babası George Manhetin, Yunanlıların çoğunlukta olduğu yerde eczacı olarak
çalışırken ismini Callas olarak değiştirdi. Küçük Maria babasına tapardı,
mümkünse tüm vaktini onun dükkânında geçirirdi. Sesinin de aslında ilk
keşfedildiği yerdi babasının dükkânı. Dükkânın ortasına dikilip, beyaz bir
güvercinin özgürce uçuşunu taklit eden kol hareketleriyle az söylemedi “La
Paloma”yı. “Una paloma blanca... Una paloma blanca...” Şarkının sonunda
bakışlarıyla gökyüzünün o özgür ruhuna eşlik eder, şık uçuşuna hızlı bir el
hareketiyle veda ederdi. Dükkânda alkış sesleri birbirine karışırdı. Sanat
yaşamına 9 yaşında aldığı ilk piyano dersleri ile başlaması kaçınılmazdı artık.
Ses... Tüm aile biliyordu ki Callas evinin geleceği buydu... 1937’de annesiyle
babası boşanınca, anne ve ablasıyla Yunanistan’a dönen küçük Maria için zor
günler başlamıştı. Zor kadındı annesi... Zor ve zalimdi... Annesi için daima
çirkin, şişko bir velet olarak kaldı, ideal bir ilişkileri olamadı hiç. Annesi
ablasını da sanatçı yapmak için çok uğraştı ama olmadı... O Maria değildi,
kimse Maria gibi değildi... Annesi belki nefret etmedi ama Maria’yı tam
anlamıyla da sevemedi. Maria ünlendikten sonra ise ilişkileri daha da
kötüleşti. Maria Callas bunu bir sanatçı olup para kazanmasının ardından hırslı
annesinin kıskançlığına bağladı ve onunla görüşmeyi kesti.
Köylü kızı Santuzza
Atina’da İspanyol soprano De Hidalgo’nun öğrencisiydi. Çalışkanlığı ve
yeteneğiyle ilgi çekti. Sahneye ise gerçek anlamda 15 yaşında, Pietro
Mascagni’nin “Cavalleria Rusticana” operasındaki köylü kızı “Santuzza” rolü ile
çıktı. Ve sanki ömrü boyunca kendi yaşantısını oynadı. O dönem Atina’da ulusal
konservatuvara 16 yaşından küçükleri almadıkları halde girmeyi başardı. İlk
anda sesi kulağa kontralto gibi gelse de daha sonra sesinin oturmaya başlaması
ile hocaları onun mezzo-soprano olduğunu fark etmişti.
1940’da bir tiyatro grubunda Shakespeare’in “Tüccar” adlı oyununun şarkılarını
seslendirdi. 1941’e gelindiğinde artık profesyonel çalışmalara imza atıyordu.
Kariyerinin başında Wagner’in operalarını yorumladı. Birkaç yıl sonra
Amerika’ya dönerek babasını buldu ve tekrar Callas ismini alarak Metropolitan
operasına girdi.
Manşetler de onu sevdi!
Evet Callas, kariyerine Yunanistan Ulusal Operası’nda küçük bir rol ile başlamış ve “Madam Butterfly” ve “Tristan und Isolde” ile ün kazanmaya başlamıştı ama 1947’de Verona’da ise artık yıldızdı. Yeteneği, insanların ilgisini gittikçe daha fazla çekiyordu. Özellikle medyanın ilgisi onu sürekli manşette tuttu. Aynı yıllarda İtalya’ya giderek uzun bir süre sahne aldı.
Müzik yorumcuları ve onu yakından tanıyanlar, Callas’ın asıl kimliğini bu
yıllarda bulduğunu söyleyecekti. Sesi dinleyenleri derinden sarsıyordu,
yaşantısı ise medyanın takıntısı haline gelmişti. Gazeteler sanatını yere göğe
sığdıramazken, konu özel yaşamına gelince skandal peşindeydi. Callas da yeterli
malzemeyi veriyordu hani. Bir keresinde İtalya Cumhurbaşkanı’nın şerefine
düzenlenen operanın öncesi rahatsız olduğunu söylemiş, ancak sahneye çıkmak
zorunda bırakılmıştı. Ancak Callas operanın ortasında ses çıkarmadan sahneyi
terk etmiş, basın konuyu günlerce gündemde tutmuştu. Ne olursa olsun 20. yüzyıl
operasının efsanevi divalarından biriydi artık. Öte yandan uluslararası
kariyeri opera şarkıcılarının kilolu olmasının beklendiği 1947’de başlayan
Callas, 108 kiloya ulaşınca bunalıma girmiş, kendisini çirkin ve sevilemez
olarak nitelendirmişti. Yönetmen Luchino Visconti, onunla çalışmaya başlamadan
önce 30 kilo vermesini isteyince, 40 kilo vermiş, daha sonra 8 kilo daha
kaybetmişti.
İnce kalmak için...
İnce kalma yolunda yaşadığı baskı ve bu uğurda uyguladığı yöntem dehşet vericiydi. Kasten tenya yutuyordu düşünün. Uluslararası Maria Callas Birliği Başkanı olan Bruno Tosi’nin açıklamasına göre ise, Callas çiğ et yemeğe olan merakına bağlı olarak tenyalar üzerine tedavi görmüş, ayrıca iyot tüketimiyle yapılan bir diyet sonucunda kilo vermişti. Bu, tehlikeli bir yöntemdi ancak kendisini güzel bir kuğuya çevirmişti. Tosi’nin tanımıyla Callas “Birçok kadın gibiydi. Tüm hayatı boyunca kilolarıyla savaştı.”
1952’de Emi şirketiyle ilk plak antlaşmasını yapan Maria Callas, bir dönem Londra’da plaklar çıkardıktan sonra 1954’te tekrar Amerika’ya dönerek Lu Çino Fiskonti ile çalışmaya başladı. 1969’da aykırı yönetmen Pier Paolo Pasolini’nin yönettiği “Medea” adlı filmin çekimi için Türkiye’ye geldi, inanılmaz ilgi gördü, kaldığı Pera Palas’ın önü doldu taştı.
Aşk ve Onassis...
Günün birinde ünlü para babası Aristoteles Onassis ile tanıştı, çılgınlar gibi
âşık oldu, masal gibi sevdi. Onassis ona Callas olduğunu unutturan tek erkekti.
1959’da eşi Giovanni Battista Meneghini’den ayrılmasının nedeni belliydi;
Onassis’le evlenmeyi çok istiyordu. Sanat onun varlık nedeniydi ama operayı
bile bırakacak kadar çok seviyordu Onassis’i. Onun uğruna kaybettiği bebeğini
bile sahte adla gömmeyi kabul etmişti. Onassis ise bu aşkına ne kadar değerdi
tartışılır ama Maria Callas ile evlenmeyecek, onu acımasız sözler sarf ederek,
aşağılayarak terk edecek ve suikast sonucu öldürülen ABD Başkanı George
Kennedy’nin eski eşi Jacqueline Kennedy ile evlenecektir. Maria, Onassis’in
evliliğini asla kabullenmez, sanatına sığınır adeta.
Puccini’den hiç haz etmedi ama...
İki yıl sonra (1962) tekrar konserler vermeye başlar. Maria Callas’ın
Puccini’den ve başta “Tosca” olmak üzere hiçbir operasından zerre kadar haz
etmediğini kaçımız biliriz? Ama ‘Tosca’daki “Floria Tosca” karakteri de tıpkı
“Norma” ve “Violetta” gibi kendisiyle özdeşleşir. Kaldı ki “Tosca” operası
kariyerinde çok önemli bir yere sahiptir.
1940’ların başında, 18 yaşında genç bir solistken, Atina Kraliyet Operası’nda
üstlendiği ilk büyük roldür. Sahneye son kez çıkışı da yine “Tosca”yla olur.
Londra Covent Garden Kraliyet Operası’nda 5 Temmuz 1965 tarihinde bu rolle
sahnelere veda eder. Bu arada sanatçının en bilinen video görüntüsünün, yine
Covent Garden’da 1964’te sahnelenen “Tosca”nın ikinci perdesinden olduğunu da
anımsatalım.
Sanat çevrelerinin yaygın kanısına göre, Callas’ın Victor de Sabata
yönetimindeki Milano La Scala Orkestrası eşliğinde yaptığı 1953 tarihli
“Tosca”sı, bu operanın en ideal kaydıdır. Kalitesi 50 yılı aşkın süredir de
aşılamamıştır.
1974’te Japonya’da son resmi konserini verir Maria Callas. Bir sonraki yıl
alacağı Onasis’in ölüm haberiyle sahnelere de veda eder. Adeta dünyaya küserek,
Paris’te münzevi bir hayatı tercih eder. Geride dev bir miras ve aşılması zor
bir sanat eşiği bırakmıştır.
Öldü mü, öldürüldü mü?
16 Eylül 1977’de 53 yaşındayken tek başına yaşama veda etti Maria Callas. Kalp
krizinden ölmediği, bir cinayete kurban gittiği söylenedurdu. 9 milyon dolarlık
mücevherleri için piyanist arkadaşı Vaseo Devetzi tarafından zehirlenmiş
olabileceği iddia edildi. Bu arada Callas’ın Devetzi’ye miras kalan 11
mücevheri Cenevre’deki bir müzayedede 1 milyon 41 bin Avro’ya satıldı.
MESELE MAGAZINE
No comments:
Post a Comment