2009
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
Sıra dışı bir ilahe: Maria Callas
Annesi için daima çirkin ve şişko bir veletti. O ise ince kalmak için tenya yutuyordu. Puccini’den ve onun operalarından nefret ediyordu ama kariyerinde çok önemli bir yere sahipti. Onassis’i çok sevdi ama ihanet sarmalında savruldu. Dev bir yetenekti. Duygusal, gururlu ve kırılgan soprano Maria Callas. Bu sıra dışı ilahenin öyküsünü İtalyan yazar Alfonso Signorini yazdı.
Çirkin, şişko velet!
20. yüzyılın ve çağının bir numaralı opera sanatçısıydı Maria Callas... Asıl adıyla Anna Maria Cecilia Sofia Kalogeropoulo… 2 Aralık 1923’te New York’ta dünyaya geldi. Anne ve babası Yunanistan’dan ABD’ye gelen göçmenlerdendi. Babası George Manhetin, Yunanlıların çoğunlukta olduğu yerde eczacı olarak çalışırken ismini Callas olarak değiştirdi. Küçük Maria babasına tapardı, mümkünse tüm vaktini onun dükkânında geçirirdi. Sesinin de aslında ilk keşfedildiği yerdi babasının dükkânı. Dükkânın ortasına dikilip, beyaz bir güvercinin özgürce uçuşunu taklit eden kol hareketleriyle az söylemedi “La Paloma”yı. “Una paloma blanca... Una paloma blanca...” Şarkının sonunda bakışlarıyla gökyüzünün o özgür ruhuna eşlik eder, şık uçuşuna hızlı bir el hareketiyle veda ederdi. Dükkânda alkış sesleri birbirine karışırdı. Sanat yaşamına 9 yaşında aldığı ilk piyano dersleri ile başlaması kaçınılmazdı artık. Ses... Tüm aile biliyordu ki Callas evinin geleceği buydu... 1937’de annesiyle babası boşanınca, anne ve ablasıyla Yunanistan’a dönen küçük Maria için zor günler başlamıştı. Zor kadındı annesi... Zor ve zalimdi... Annesi için daima çirkin, şişko bir velet olarak kaldı, ideal bir ilişkileri olamadı hiç. Annesi ablasını da sanatçı yapmak için çok uğraştı ama olmadı... O Maria değildi, kimse Maria gibi değildi... Annesi belki nefret etmedi ama Maria’yı tam anlamıyla da sevemedi. Maria ünlendikten sonra ise ilişkileri daha da kötüleşti. Maria Callas bunu bir sanatçı olup para kazanmasının ardından hırslı annesinin kıskançlığına bağladı ve onunla görüşmeyi kesti.
Köylü kızı Santuzza
Atina’da İspanyol soprano De Hidalgo’nun öğrencisiydi. Çalışkanlığı ve yeteneğiyle ilgi çekti. Sahneye ise gerçek anlamda 15 yaşında, Pietro Mascagni’nin “Cavalleria Rusticana” operasındaki köylü kızı “Santuzza” rolü ile çıktı. Ve sanki ömrü boyunca kendi yaşantısını oynadı. O dönem Atina’da ulusal konservatuvara 16 yaşından küçükleri almadıkları halde girmeyi başardı. İlk anda sesi kulağa kontralto gibi gelse de daha sonra sesinin oturmaya başlaması ile hocaları onun mezzo-soprano olduğunu fark etmişti.
Manşetler de onu sevdi!
Evet Callas, kariyerine Yunanistan Ulusal Operası’nda küçük bir rol ile başlamış ve “Madam Butterfly” ve “Tristan und Isolde” ile ün kazanmaya başlamıştı ama 1947’de Verona’da ise artık yıldızdı. Yeteneği, insanların ilgisini gittikçe daha fazla çekiyordu. Özellikle medyanın ilgisi onu sürekli manşette tuttu. Aynı yıllarda İtalya’ya giderek uzun bir süre sahne aldı.
İnce kalmak için...
İnce kalma yolunda yaşadığı baskı ve bu uğurda uyguladığı yöntem dehşet vericiydi. Kasten tenya yutuyordu düşünün. Uluslararası Maria Callas Birliği Başkanı olan Bruno Tosi’nin açıklamasına göre ise, Callas çiğ et yemeğe olan merakına bağlı olarak tenyalar üzerine tedavi görmüş, ayrıca iyot tüketimiyle yapılan bir diyet sonucunda kilo vermişti. Bu, tehlikeli bir yöntemdi ancak kendisini güzel bir kuğuya çevirmişti. Tosi’nin tanımıyla Callas “Birçok kadın gibiydi. Tüm hayatı boyunca kilolarıyla savaştı.”
Aşk ve Onassis...
Günün birinde ünlü para babası Aristoteles Onassis ile tanıştı, çılgınlar gibi
âşık oldu, masal gibi sevdi. Onassis ona Callas olduğunu unutturan tek erkekti.
1959’da eşi Giovanni Battista Meneghini’den ayrılmasının nedeni belliydi;
Onassis’le evlenmeyi çok istiyordu. Sanat onun varlık nedeniydi ama operayı
bile bırakacak kadar çok seviyordu Onassis’i. Onun uğruna kaybettiği bebeğini
bile sahte adla gömmeyi kabul etmişti. Onassis ise bu aşkına ne kadar değerdi
tartışılır ama Maria Callas ile evlenmeyecek, onu acımasız sözler sarf ederek,
aşağılayarak terk edecek ve suikast sonucu öldürülen ABD Başkanı George
Kennedy’nin eski eşi Jacqueline Kennedy ile evlenecektir. Maria, Onassis’in
evliliğini asla kabullenmez, sanatına sığınır adeta.
Puccini’den hiç haz etmedi ama...
İki yıl sonra (1962) tekrar konserler vermeye başlar. Maria Callas’ın
Puccini’den ve başta “Tosca” olmak üzere hiçbir operasından zerre kadar haz
etmediğini kaçımız biliriz? Ama ‘Tosca’daki “Floria Tosca” karakteri de tıpkı
“Norma” ve “Violetta” gibi kendisiyle özdeşleşir. Kaldı ki “Tosca” operası
kariyerinde çok önemli bir yere sahiptir.
Öldü mü, öldürüldü mü?
16 Eylül 1977’de 53 yaşındayken tek başına yaşama veda etti Maria Callas. Kalp
krizinden ölmediği, bir cinayete kurban gittiği söylenedurdu. 9 milyon dolarlık
mücevherleri için piyanist arkadaşı Vaseo Devetzi tarafından zehirlenmiş
olabileceği iddia edildi. Bu arada Callas’ın Devetzi’ye miras kalan 11
mücevheri Cenevre’deki bir müzayedede 1 milyon 41 bin Avro’ya satıldı.
MESELE MAGAZINE
No comments:
Post a Comment