2018
KADIN SESİNİN BÜYÜSÜ
Olağanüstü bir sese sahip ama kaprisli, bencil, rakipleriyle saç saça baş başa kavga eden bir kadın! Opera yıldızlarına verilen ‘prima donna’ (birinci kadın) adı zamanla böyle bir anlama büründü. Aralarındaki rekabet, 18. yüzyıldaki Francesca Cuzzoni ile Faustina Bordoni’den 20. yüzyıldaki Maria Callas ve Renata Tebaldi’ye kadar destanlaştı. Sahne hayatı ve gerisinde yaşanan gerçek dramlar…
Odysseia destanında gemisiyle ülkesine dönmeye çalışan Odysseus, yolda karşılaşacağı büyük bir tehlike konusunda şöyle uyarılır:
“Sirenlere
varacaksın sen en önce,
Onlar büyüler yakınlarına gelen bütün insanları,
Kim yaklaşırsa bilmeden ve dinlerse onları, yandı, (…)
Sirenler onu çayırda çınlayan ezgileriyle büyüler, (…)
Durma orda yürü, arkadaşlarının da tıka kulaklarını,
Tatlı balmumuyla tıka ki, onların sesini dinlemesinler.”
Homeros’un
destanındaki güzel şarkılarıyla erkekleri büyüleyerek yok eden “Siren” denilen
bu yaratıkların adı, bugün neden alarm sesi anlamına geliyor? Çünkü öteden beri
kadın sesinde erkekleri büyüleyerek mahveden bir tehlikenin barındığına
inanılırdı. Belki de bu nedenle, 18. yüzyıldan itibaren opera şarkıcısı
kadınların, sahnede canlandırdıkları roller hayatlarına yansıtılıyor, sıradan
bir kadın olmaktan çıkarılarak birer zalim kraliçe, kocasına ihanet eden eş,
intikam peşinde koşan veya yoldan çıkmış trajik kadına dönüştürülüyorlardı.
Toplumdaki diğer kadınlardan farklı olarak icra ettikleri sanat, kazandıkları şöhret ve para nedeniyle, basmakalıp bir tip haline geldiler. İtalyanca “prima donna” (birinci kadın) veya “diva” (tanrıça) gibi adlarla anıldılar. “Prima donna” zamanla şımarık, kıskanç, kavgacı, bencil kadın anlamına geldi. Perde kapandıktan sonra rolleri bitmiyordu; sanki sürekli skandal çıkarmak zorundaydılar. Ayrıca ahlaken yoldan çıkmış kabul ediliyorlardı. 20. yüzyılın ortalarına kadar bu inanış sürdü. Kendi aralarındaki rekabet de “prima donna” modelinin bir başka özelliğiydi. Opera meraklılarının futbol takımı taraftarları gibi tuttukları birer soprano (veya mezzosoprano) vardı; basının toplumdaki etkisi arttıkça bu rekabet de keskinleşti ve eğlence endüstrisinin en canlı ve kârlı yönlerinden biri oldu.
Yukarıda çizdiğimiz bu modelin ilk örneği 18. yüzyılın ortasındaki Faustina-Bordoni-Francesca Cuzzoni ikilisiyse, son örneği de 20. yüzyılın ortasındaki Maria Callas-Renata Tebaldi çiftiydi. Bu modelin bir gerçek değil de bir kalıp olduğunu en iyi kanıtlayan, aralarındaki iki yüzyıllık zaman farkına rağmen bu iki rekabetin birbirine benzerliğiydi.
Francesca Cuzzoni (1696-1778) ile Faustina Bordoni (1697-1781), kariyerlerinin zirvesine Londra sahnelerinde ulaşmış iki İtalyan şarkıcıydı. Londralılar Cuzzoni’ye “Eski Siren”, Bordoni’ye ise “Yeni Siren” lakabını takmışlardı. Her ikisi de iyi birer şarkıcıydı. Bordoni çok güzel, yumuşak görünüşlü bir kadınken, Cuzzoni’ye kimse böyle iltifat edemezdi. Ancak çirkin, inatçı, kavgacı Cuzzoni, müzisyen olarak diğerinden daha üstün görülüyordu.
Bu divaları İngilizlerle tanıştıran, besteci Handel olmuştu. Londra’da kurulan Royal Academy of Music adlı opera topluluğunun başına gelen Handel, her ikisini de İngiltere’ye davet etmişti. Londra’ya ilk gelen Cuzzoni, Handel’in “Ottone” adlı operasındaki rolü için prova yapılırken kıyameti kopararak besteciyi çileden çıkardı. Onu belinden tuttuğu gibi ikinci kat pencerelerinden birinin önüne sürükleyen Handel, “Madam, tam bir dişi şeytan olduğunuzun farkındayım ama benden size uyarı: Ben de bütün şeytanların başı iblisim!” diye bağırdı. Her an pencereden aşağı atılacağını anlayan Cuzzoni, rolü üstlenerek büyük bir başarı kazandı.
Birkaç yıl sonra bu defa Handel, İtalya’dan Francesca Bordoni’yi transfer etti. İki kadın, biri soprano diğeri mezzosoprano olduğu halde, hemen müthiş bir rekabete girdiler. Seyirciler taraflara ayrıldı; rakip taraftarın gözdesi şarkı söylerken onu ıslıklayıp yuhalayarak operayı futbol stadyumuna çevirdiler. Yarış atlarına Cuzzoni ve Faustina isimlerinin verilmesi rekabeti daha da artırdı. O sırada yeni yeni gelişen basın, ballandıra ballandıra bu rekabeti anlatarak düşmanlığı kızıştırdı. 1727’de Bononcini’nin “Astianatte” adlı operasında her ikisi birden rol aldı. Birinin taraftarları öbürünü o kadar çok yuhaladı ki, her iki şarkıcının da duyulması imkânsız hale geldi. Kavga sahneye taşındı; şarkıcılar birbirlerinin perukalarını çekip çıkararak dövüşmeye başladı. Sonunda her ikisi de sahneden zorla içeriye taşındı. Seyirciler arasında bulunan veliaht prens ve prenses dehşete kapılmıştı; opera sezonu tamamen tatil edildi.
Müzik tarihçisi Sarah Pozderec-Chenevy, doktora tezinde (“Diva Rivalry for Fun and Profit”), Cuzzoni ile Bordoni arasındaki rekabeti, 20. yüzyılda Maria Callas ile Renata Tebaldi arasındaki yarışa benzeterek şöyle diyor: “Faustina Bordoni (ve daha sonra Renata Tebaldi) gibi ‘iyi’ kadınların yaşam öyküleri anlatılırken, kahramanın hayatının mutlu sonla bittiği vurgulanır; prima donna, sıkı çalışmasının ve ahlaklı davranışlarının meyvesini toplayarak, etrafında ailesiyle huzur içinde yaşlanır. Francesca Cuzzoni (ve daha sonra Maria Callas) gibi, şımarık, bencil ve ‘kötü’ kadınların kaderi ise kara komediye benzer; prima donna yaşlandığında günahlarının sonucuna katlanır, yalnız başına kalır”. Gerçekten de ‘kötü’ diva Francesca Cuzzoni müziği bıraktıktan sonra bir düğmecinin yanında çalışarak yoksulluk içinde ölürken, ‘iyi’ diva Faustina Bordoni ünlü besteci Hasse ile evlenerek mutlu bir yaşlılık dönemi geçirdi.
Romantik dönemde yani 19. yüzyılda opera çok parlak bir dönem geçirdi. Ancak bu devrin prima donna’larının öncekilerden çok farkı yoktu. Bestecilerden emprezaryolara kadar herkesi karşılarında tirtir titrettikleri, kaprisleriyle aynı sahneyi paylaştıkları meslektaşlarını bıktırdıkları söyleniyor, basın da bu söylentileri abarttıkça abartıyordu. 19. yüzyılın büyük yıldızı İspanyol mezzosoprano María Malibran’ın 28 yaşında ölmesi bile basında böylesi sert bir rekabete bağlanmıştı. Malibran, 1836’da Londra’da attan düşerek ağır bir sarsıntı geçirmesine rağmen opera gösterilerini iptal etmedi. Öldüğü gün, Manchester’da bir konserde, soprano Maria Caradori-Allan ile sahneyi paylaştı. İkisi, Mercadante’nin “Andronico” operasından bir düet söylediler. Orkestra şefi Sir George Smart’ın anlattığına göre, Caradori-Allan şarkı söylerken, birlikte provasını yapmadıkları bir dizi süslemeye girişince (İtalyan operasında şarkıcılar besteye kendi ses süslemelerini katar), María Malibran da çaresiz ona doğaçlama yaparak karşılık vermek zorunda kaldı. Bu stres yetmiyormuş gibi seyirciler alkışlarıyla şarkıcılardan düeti tekrarlamalarını istediler. Tezahürat sürerken, bitap durumdaki Malibran orkestra şefinin kulağına “Tekrar söylersem beni öldürecek” diye fısıldadı. “Öyleyse söyleme, bırak seyircilere ben durumu açıklayayım” dedi orkestra şefi. Ancak Malibran “Hayır” diye cevap verdi. “Yeniden söyleyeceğim ve onu (Coradori-Allan’ı) mahvedeceğim.” Ancak fazla geçmeden fenalaşarak sahne arkasına taşınan Malibran, bir daha kendine gelemeden hayata veda etti. Muhtemelen Coradori-Allan, Malibran’ı öldürmek için bilinçli hareket etmiş değildi ancak divalar arasındaki rekabetle ilgili önyargı nedeniyle bu dedikodu peşini bırakmadı.
Maria Callas’ın hiddeti Maria Callas, Chicago’da Madama Butterfly operasında oynadığı sırada kendisine bir dava açıldığını öğrenince tebliğ eden polislere bağırırken objektiflere yakalanıyor. Callas’ın kavgacı kişiliği ve davaları ön plandaydı.
Sahnelerin “iyi” prima donna”sı Tebaldi hakkında dedikodulara izin vermemesi ve zarif bir portre çizmesi sayesinde sahnelerin “iyi prima donna”sı olmuştu.
Metropolitan Operası’ndagiyinme odasında kutluyor, 1968.
Bu ikilinin son kez karşılaşmaları olacaktı.
https://tarihdergi.com/kadin-sesinin-buyusu-prima-donnalarin-olaganustu-rekabeti/
ANDANTE
MUSIC MAGAZINE